3 Şubat 2018 Cumartesi

Hangi yıldızdasın Vincent?

Bu benim Vincent'ın içinde ikinci kayboluşum.
İlkini 2012 yılının mayıs ayında İstanbul Modern'de yaşamış, 'Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi'nden bir türlü kopamamıştım. Zifiri karanlık içinde gerçekleşen bu muhteşem sunumun her köşesinde Vincent'ın kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplardan cümleler geçiyordu. Fonda ağır ve depresif bir müzik, duvarlarda müzikle müsemma resimler ve resimlerle müsemma cümleler insanı içinde bulunduğu zamandan alarak geçmişe sürüklüyor, adeta zamanda yolculuğa çıkartıyordu.

İkinci kayboluşumu dün gece izlediğim Loving Vincent filminde yaşadım.
Daha önce bu şekilde çekilmiş başka bir örneği bulunmayan Loving Vincent filmi, modern resmin ilk temsilcisi olarak literatüre geçen Hollandalı empresyonist ressam Vincent Van Gogh’un 120’den fazla en iyi tablosundan oluşuyordu ve konu tablolardaki karakterlerle anlatılıyordu. 
Film yaklaşık üç yıl önce bir Kickstarter projesi olarak doğmuştu. Dorota Kobiela ve Hugh Welchman çiftinin yönetmenliğinde çekilen ve 2 ilâ 4 yıl arasında tamamlanacağı açıklanan proje üç yılda yayına hazır hale gelmiş, filmin galası 9 Ekim 2017’de İngiltere’de yapılmış, 29 Aralık 2017'de de Türkiye'de gösterime girmişti.
Kısa film projesi olarak başlayan ancak sonra filme dönüşen yapım için dünyanın dört bir yanından 100’ün üzerinde ressam 65.000 resim yapmıştı.
Film için çalışan ressamlar ünlü tabloları ve ardından gelecek kareleri hayal ederek kare kare çizilmişti. Önce Van Gogh’un ünlü tabloları gerçek kişiler ile "green box" teknolojisi kullanılarak (film önce gerçek oyuncularla çekilip sonra bu kareler ressamlar tarafından detay detay çizilerek) çekilmiş, daha sonra grafik animasyon programlarıyla şekillendirilmişti. Böylece her tablo adım adım sinema filmi haline getirilmişti.
37 yaşında hayatını kaybeden Vincent Van Gogh'un trajik yaşam öyküsünü ve ölümünün ardındaki gizemi anlatan filmin olay örgüsü yazarın kendisi tarafından kardeşi Theo'ya yazılan 800 mektup üzerinden kurgulanmıştı.
Bu deneysel filmi Saoirse Ronan, Aidan Turner, Douglas Booth, Helen McCrory, Chris O’Dowd, Jerome Flynn, Robert Gulaczyk gibi isimler canlandırmış, filmin müzikleri Clint Mansell tarafından yapılmıştı.
****
Eline ilk kez 28 yaşında fırça alan ve ölene kadar yaptığı binden fazla resimden yalnızca biri satılan bir ressamdı Vincent Van Gogh. İçindeki resim yapma arzusu parasızlıkla karşılaşınca bunalımlara sürükleniyor, tüm duygularını kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplara aktarıyordu. Yazışmalarından anladığımız üzre, kardeşi gibi o da her şeyden uzak olmak istiyordu.
Theo'ya yazdığı her mektup bir tabloydu aslında. Her cümlesi ile yaşadığı dünyayı betimliyordu. Adeta resim yapar gibi yazıyordu. 
Theo'ya olan derin muhabbeti bir yana, onu üzen Theo'nun para yardımı olmazsa hayatta kalamamasıydı.
Delice bir resim arzusuydu ondaki. Engel olamıyordu. 
Sanki erken gideceğini bilirmişcesine yetiştirmeye çalışıyordu tablolarını.
Tüm enerjisini sekiz yıla sığdırmış, sekiz yıl boyu dur durak bilmeden resim yapmıştı.
Bir an önce tablolarındaki yıldızlara uçmaktı belki de niyeti.
Bir mektubunda dediği gibi: ".....bacadaki çatlaktan sanki beni çağırırmış gibi ışınlarını gönderen yıldızlara bakıp durmak, ....."
O yüzden o kadar yıldızlıydı belki tabloları. 
Bir yandan da uçsuz bucaksız tarlalar, adeta çığlık çığlığa uçan kargalar vardı tablolarında. Bunalım vardı, acı vardı, korku vardı, yalnızlık vardı.
O korkular ve yalnızlıklar ki sonunda onu yıldızlara taşımıştı...
****
Filme dönersek;
Filmdeki anlatıcı karakter sarı ceketli kişi Armand Roulin. Armand'ın postacı olan babası yıllarca Vincent ve Theo arasındaki mektupların taşıyıcılığını yapıyor. Vincent'ın ölmeden hemen önce Theo'ya yazdığı mektup Theo'ya teslim edilemeyince babası Armand'ı bu mektubu Theo'ya iletmekle görevlendiriyor. Babasının ısrarları üzerine Armand gönülsüz bir halde yollara düşüyor. Lakin mektubu teslim edeceği kişi olan Theo’nun da öldüğünü öğrenince mektubu kendi himayesine alarak en doğru kişiye teslim edebilmek için Vincent'ın hayatındaki önemli kişileri bulmaya çalışıyor. 
Vincent'ın ölümünü intihar mı yoksa cinayet mi olarak sorgulayan filmde bu sorgulamayı Vincet'in ölümünden altı hafta önce yazdığı mektupta "Sakin ve tamamen normal bir ruh hâli içindeyim" cümlesi sebep oluyor. Filmde olaylar bu sorgu çevresinde işleniyor. 
Armand, Vincent'ın hayatındaki insanlara ulaşmasıyla birlikte, Vincet'ın ne kadar kırılgan, melankolik ve dönem dönem nevrotik krizler geçiren biri olduğunu öğreniyor. Kendini yararsız, çok sevdiği ve kendisini maddi manevi destekleyen kardeşi Theo'ya yük olarak görüyor olması melankolisinin esas kaynağı elbette. 
Filmde Vincent'ın çocukluğundan kareleri izleyince, çocuklukta yerleşen duygularının kişiliği üzerinde yaptığı etkiyi görüyoruz.
Annesinin reddettiği bir çocuk nasıl dengeli olabilirdi ki...
Ancak belki de onun sanatı bu dengesizliklerden ve huzursuz zihninden doğmuştu.
"Resimler dışında başkalarıyla konuşmak olanaklı değil" demesi boşuna değildi...
****
Resim, müzik, edebiyat, sinema gibi pek çok sanat dalının tarihi dahilikle delilik arasında gidip gelen kişilerle dolu. Eserleri yaşadıkları dönemde anlaşılamadığı için yoksulluk içinde yaşayıp yoksulluk içinde ölen, ölümlerinin ardından alanında çığır açmış ya da yeni bir akım başlatmış sanatçı olarak anılan, bence çağlarının ilerisinde yaşayan, bu kişilikler arasında en popüler isimlerinden biri de Vincent Van Gogh'tur. Kendisi gibi post-empresyonist ressam Paul Gaugin'le Arles'te yaşadığı tartışma sonrası kulağını kesip bir hayat kadınına hediye etmesi, psikolojik problemleri sebebiyle uzun süre akıl hastanelerinde tedavi görmesi, 37 yaşında bir tarlada kendisini tabanca ile vurarak yoksullukla geçen yaşamına son vermesi onun resim sanatında açtığı yolun da önüne geçen kişiliğini gösteriyor.
Hassas, duyarlı, iyiliklerle dolu kişiliğini...
"I want to touch people with my art. I want them to say 'he feels deeply, he feels tenderly'."
"İnsanlara sanatımla dokunmak istiyorum. Desinler ki ne kadar derin, ne kadar hassas hissediyor..."
****
Vincent'in isteği olmuştu.
Tüm eserleri ile insanlara dokunmuştu..
Ne kadar derin, ne kadar hassas hissetmişti.
Ve eminim ki o ve onun gibi diğerleri bütün bunları var olmaya devam ettikleri yıldızlardan yeryüzüne bakarak görüyorlardı.
O yüzden de durmaksızın göz kırpıyorlardı...

Meraklısına dip not:
"Loving Vincent" Bursa Podyum Park sinemalarında gösterilmeye devam ediyor.
Böylesi kıymetli bir filmin sadece bir sinemada gösterimde olmasına ve filmi izleyenlerden baĞzılarının filmi pür dikkat izlemek isteyen diğer izleyicileri mısır çatırtıları ve telefon ışıklarına boğmasına ziyadesiyle üzülüyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder